“Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle;
Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.” |
Ömer Hayyam |
Suçun Temeli:
Tanrı’nın yarattıkları sorun çıkarmaya başlamıştı. Önce Âdem yasak meyveyi yiyerek cennetten kovulmuş, sonra da onun oğullarından Kabil(Kâin) kardeşi Habil’i öldürmüş, katil olmuştu. Böylece tarihteki ilk cinayet, aynı zamanda bir kardeş katli olarak gerçekleşmiş oldu.
Kimi bir kız için aralarına husumet girdi dedi, kimi sundukları armağanlar arasında Tanrı’nın seçim yapmış olmasına bağladı bu husumeti. Rivayetler nasıl olursa olsun bir ortak noktada buluşuyordu: Kabil’in babasına ve Tanrı’ya isyan etmiş olması ve Kabil’in mülkiyeti, Habil’in komün yaşamı temsil etmesi. Sonuç ne olursa olsun Kabil kötü olandı. Âdem’in soyu kötü bir soydu. İnsan kötüydü. Hıristiyanlıktan bu yana öğretilen, aşılanan buydu.
Kötü olan insan mıydı gerçekten? Yoksa kötü olan onun kaderi miydi? İnsan kaderini yenebilir miydi? Yoksa bunları hiç kurcalamayıp doğduğuna pişman bir hayat mı sürmeliydi?
Doğmamak en çok arzulanacak şey olmalı ama görünen o ki bundan sonra gelen en iyi şey olabildiğince çabuk ölmek.*
Suçun İnşası:
Kötü olan şey kendini gizlemesini başarıyor çoğu zaman. Bazen suçta, bazen ‘iyilik’ kisvesi altında, bazen de bilinçsizlikte saklanıyor sinsice. Sonuçta, eylemde gerçekleşiyor her şey ve eylemi gerçekleştiren insan. Bu yüzden insanın, yaptıklarını kadere yükleyip kendi iradesini yok sayması sadece kendi kendini kandırmasıdır. Olaylar ve gelişmeler karşısında seçim yapma şansımız var bizim. Yine de yönlendirildiğimiz olmuyor değil. Zira yaşanan bunca şiddet gösterisi durduk yere ya da insanların kadersizliğinden olmuyor.
Bugün insanların birçok başlıkta yaşadığı boşluğu, kapatma görevi medyaya verilmiş durumda. O da elinden geleni ardına koymuyor! Önce özendiriyor nüfusun ‘kanı deli’ olan kısmını, sonra da “Senin görevin sadece özenmekti neden sahip olmak istedin gördüklerine?” diye soruyor ve suçluyor. Sahiplenilen şey meta elbette ama bu kimi zaman metalaşmış canlılar haline de geliyor. Parasını veya herhangi bir şeyini vermek istemeyen biri canını vermek zorunda kalabiliyor. Aynı takımı tutmuyor diye tartaklanıyor biri hatta bazen hastanelik oluyor bir başkası. Sanki o takımın sahibi kendisi, oyuncusu kendisi; yaşam sebebi oymuş gibi bütün benliğini koyuyor ortaya. Gün geçtikçe de suç oranı daha hayvani bir hâl alarak artıyor. İnsanın benliğini oluşturan özellikler kendi haline bırakılıyor çünkü. İd hâlini pek aşamıyor insan eğitilmeyince. Sistem de bunu istiyor zaten ve uyguluyor. Geniş kitleleri, düşünmekten alıkoyuyor, düşünmesini de öğretmiyor. Zira eğitimi bu hale getiren sistemin kendisi. Yakında dört yıl da yetmeyecek liseler için. Ne kadar geç bitirirse ‘delikanlı’, o kadar geç hayata atılıyor ve o kadar geç fark ediyor çalışacağı bir işin olmadığını, hiçbir şeyin beklediği gibi kolay olmadığını. O kadar geç suça meyilli hâle geliyor ya da öyle umuluyordu(!).
Suçun Çatısı ya da Yine Temeli:
Raskolnikov’un** ihtiyar tefeciyi öldürmesine şaşırmıyor kimse, hatta çoğu zaman suçlu(!) da olsa sempatik geliyor. Baklava çaldı diye yıllarca hapis yatan çocuklar kamu vicdanında suçsuzlar yine. ‘Medeniyet’ uğruna yok edilenlerin isyan etmesi, karşı saldırıya geçmesi savaş sebebi ise, isyanın suç olup olmadığı tartışılmalı. Aydınları öldüren gencecik insanların suçluluk yüzdesi ise hepten tartışılmalı. Yasa karşısında birilerinin suç işliyor olması ve bazı durumlarda cezalarını çekmeleri, onların arkasındaki asıl suçluların ortaya çıkmasını sağlamıyor maalesef.
Asıl suçlular kimler peki? Raskolnikov’un eğitimini tamamlamasına engel olan parasızlık. Medeniyetlerin çatışmasına neden olan süper güçlerin esas planları. İnsanları her türlü fanatizme, ‘biz ve onlar’ zihniyetine iten iktidar hesapları. Temelinde yatansa toptan yanlış kurulmuş bir politika ve sistem.
Dünyanın, iyi ile kötü savaşımını bırakmasının ardından epey bir zaman geçti. Artık güçlü ve güçsüz etrafında dönüyor her şey. Güçlü olan, sistemin kölesi olan insan ve güçsüz olan, sistemin ezdiği, çürüttüğü -yine- insan. İnsan ile insanın savaşı... Galip gelen hangi insan olacak acaba? Habil mi Kabil mi?...
|